Ermeni Soykırımı ile Kürt Soykırımı arasında benzeşen ve farklılaşan uygulamalar

898

Serhat bölgesinde bir deyim, bir beddua var, en ağırından, “Xwedê şuna te reş bike” derler. Yani “Şunreşî” diye tabir edilen bu kavramla yeryüzünde sana ait olan ne varsa yok olsun. Ezelden ebede seni hatırlatacak, var edecek hiçbir iz, izlek, anı, sembol, işaret, veri, kaynak kalmasın. “Hiç olmamışsın, hiç olmayasın” der. Mesela ağır olan bir başka kavram vardır. “Xwedê koka te biqelîne” ya da “kokqelandin”, bir nevi jenosit/soykırımı ifade eder.

Bazı örneklerle somutlaştırılırsa

Fiziki olarak ortadan kaldırma, soykırım. Bu devlet geleneği Ermeni ve Anadolu’daki birçok halkı soykırıma uğrattı. Kürtlere de uyguladı uyguluyor. Ama nüfus kitlesinin yoğunluğu, coğrafyası vs nedenlerle sonuç alamıyor. Bundan dolayı başka araçları devreye sokuyor.

Nüfusu göçertme. Köy yakma, kent yıkma, baraj, sürgün yasaları, katliam, yeni imar yasaları, ıslahat planları, köykent vs uygulamalarını ısrarla sürdürüyor. Yani coğrafyasını değiştiriyor, barajlar, tarihi eserler, kent mimarisi, ekonomik yapısı değiştirilerek kökünden koparılıyor.

Başka nüfusun içinde eritme. Kürdistan’a başka coğrafyalardan insanları getirip yerleştirme. Onları birbirinden fiziki, kültürel, dilsel, toplumsal değerleri itibarıyle koparacak tampon bölgeler oluşturma. Yine göçertilen Kürtleri halklar arasında dağıtıma, azınlığa düşürme ve eritme.

Dönemine göre isyan, eşkıyalık, kaçakçılık, terör vs bahanelerle yasal askeri yollar kullanıp katletme, tutuklama, açık veya gizli infaz.

Kürtlerin tarihlerinde, kültüründe önemli yeri olan insanların mezarlarını, sembollerini, eserlerini yok etme, gizleme, itibarsızlaştırma.

Kürtlere ait mezarlıklar dahil yapıların, tarihi eserlerin, kaynakların, yörelerin, sembollerin, isimlerin, coğrafi yapıların, yaşamla özdeşleşmiş, topluma ait dil, kültür, ruh olmuş dağ, nehir, hayvan bitki örtüsünün yok edilmesi, değiştirilmesi, özelliğinin kaybedilmesi ya da yabancı bir varlıkla ikamesi.

Kürde ait olan, onu çağrıştıran her şeyin hor görülmesi, küçük düşürülmesi. Bu anlamda dili, uygarlığı, giyecekleri, konuşma biçimi, şive ve üslubu, müziği, hatta fiziki olarak insan tipinin kötü, çirkin, cahil, itici olarak gösterilmesi, lanetlenmesi. Bunlardan bazılarının zapt edilip Türklüğe mal edilmesi. Oluşan siyasal örgütsel reaksiyonları bertaraf etmek için Kürt realitesi kabul ediliyor. Ama gerekleri yerine getirilmiyor ve yerine Türklük anlayışı, bilinci aşılanıyor. Yani Kürtlerin Kürtleri değil Türklerin Kürtleri oluşturuluyor. Kürt kökenli deniyor. Cümlenin devamı söylenmiyor. Aslında Kürt kökenli Türk denmek isteniyor. Yakın bir gelecekte bu da işlenecek. Bu bağlamda şekillenen, yani Türkleşen Kürtler sistemde cumhurbaşkanı dahi olabiliyor. Çünkü sindirilemeyen bir toplum var ve zamana yayılarak bir öldürme, eritme, tarihten silme hedefleniyor

Beyin yıkama ve yapay beyin oluşturma. Ya da fiziki varlığı üzerinde mevcut bilincini yıkıp yerine kendisini ikame etme. Yatılı okullar, eğitim, medya, din, ideolojiler, idoller, popülizm vs araçlarla Kürtlerin asimile edilmesi, kendi varlıklarına ait bütün ögelerin yok edilmesi, unutturulması, yerine Türklüğe ait, tarih, yüceltici kavram ve anlayışın yüklenmesi. Türk aydının, siyasetçisini, sanatçısının, iş adamının rol model olarak referans gösterilmesi.

Din ve inanca müdahale. Kürtlere ait Aleviliğin Türkleştirilmesi, Êzidîliğin şeytanileştirilmesi, medrese kökenli, toplumsallıkla özdeşleşmiş, adil, akılcı Kürt İslam anlayışının, iktidarcı, halk üzerinde tahakküm ve baskı kuran Türkçü şeriatçılıkla ikame edilmesi.

Kürt alimlerinin, bilim insanlarının, sanatçılarının eserlerinin yakılması, görmezden gelinmesi, çöplere atılması, başka bölgelere götürülüp kullanılması, Türklüğe mala edilmesi, bu anlamda birçok tarihi Kürt şahsiyetini Türk olarak gösterme ve tanıtma

Kürtlerin Türk siyasetinin nesnesine dönüştürülmesi. Şu an en yoğun ve tehlikeli süreç bu. Devlet aygıtı yanı sıra özellikle Osmanlıdan gelme paşa torunu elit aydınlar, liberal, sosyalist, dinci birçok Türk aydınının da buna öncülük ettiğini belirtelim. İlginçtir bunların çoğu devleti eleştirdiği için Kürtler içinde de kabul görüyor, her yazıları söylemleri referans gösteriliyor. Çözüm olarak demokrasiyi öneriyorlar. Kürt sorunun böyle çözüleceğini ve bunun öznesinin de Türk devletinin demokratikleştirilmesi olduğunu belirtiyorlar. Özde Kürtler özne olarak kabul edilmiyor. Devlet içinde de, Kürt siyasetinde de bilerek veya bilmeyerek bu söylemi destekleyenler var.

Peki neden kokqelandın yani soykırım tanımını Kürtler için kullanmıyorum da Şunreşiyi tercih ediyorum. Ermenilerin durumuyla karşılaştırarak açıklamak faydalı olacaktır.

Ermeni Katliamının ana karakteri

Mesela ermeni katliamı yapılmış. Ancak Türkiye bunu sürekli canlı tutuyor. Eğer bu katliamı kabul eder, özür diler, Ermenilere karşı sorumluluklarını yerine getirirse kendisini arındırır, rahatlar ve demokratik süreçleri geliştirmede adım atar. Aynı şekilde Zilan, Dersim Kürt katliamları, 90’larda Jitem eliyle binlerce insanın katledilmesi, milyonlarca insanın yurdundan göçertilmesinin de hesabını verir. Ve bütün olanlara rağmen kendisini yenileme şansı bulur. Ancak resmi ideolojisiyle, egemenleriyle, derin devletiyle, sermayedarıyla, aydın ve siyasetçisiyle bunu istemiyor. İstememenin en iyi yolu da Ermeni katliamını sürekli gündeme getirmek, canlı tutmaktır. Aynı zihniyeti yani katliamcılığını devam ettirmektedir. Bunu şöyle yapıyor örneğin; Emenileri kriminalize ediyor, tehdit ediyor, küçümsüyor, kafir sayıyor, küfürle eş tutuyor. Ermenistan’ı izole ediyor. Sınırları açmıyor. İran, Azerbaycan, Gürcistan gibi komşularıyla ilişkilenmesini, kendini geliştirmesini istemiyor. Türkiye’deki Ermenilerle Ermenistan’daki Ermeniler arasında bağlar oluşmasını istemiyor. Türkiye’deki Ermenileri bizzat teşhir ediyor. Hiç yeri yokken, mesleki özellikleriyle, kişilikleriyle tanımlaması gerekirken, birçok Ermeni aydını, sanatçıyı teşhir etmekte kimliklerine vurgu yapmakta ve onları sınırlandırmaktadır. Askerlikten tutalım, kamuda yer almalarına müsaade etmemektedir. Bütün bunları da yüksek sesle, gürültüyle yapıyor. Göstere göstere yapıyor. Adeta soykırımı her dakika hissettiriyor. Canlı kılıyor. Hem Ermenilere, hem Türklere, hem de diğer etnik guruplara hissettiriyor. Hakeza Hrant Dink gibi aydınları da öldürerek yıllarca davasını sürüncemede tutuyor. Aslında katliamı gündemde tutuyor. Bunun paralelinde Ermeniye seni katlettim, itaat et yoksa yine yok ederim. Türke sen katilsin katliamını devam ettir ve bundan dolayı da utanma, Kürde sakın fazla ileri adım atma sen de aynı akibeti yaşarsın, Gürcüye, Şiiye, Aleviye sakın hiç mi hiç alana girmeyin ilk anda sizin sonunun gelir, diyor.

Buna karşılık Kürtlere dair ek bir uygulama daha yapıyor. Ona ait herşeyi adeta yok sayıyor. Dilini, kültürünü, varlığını, tarihini yok sayıyor. Erdoğan’ın düşünmezseniz yoktur deyimi bu konuda meşhurdur. Diğer siyasetçiler de benzeri söylemler kullandılar. Devlet havuç ve sopa politikası uyguluyor. Yani şiddet ve asimilasyon uyguluyor. Her ikisi de tamamen yok etmedir. Ama yok etmede çeşitlilik yaratıyor.

Nihayetinde Ermeniler gibi bir katliam yapmanın tarihsel ağırlığı, toplumsal travması derin, politik maliyeti yüksektir. Ayrıca Kürtlerin coğrafi alandaki varlığı, nüfus yoğunluğu ve mekana yayılımı katliamla halledilemeyecek kadar büyümüştür. Hakeza birkaç ülkenin sınırların içinde olmaları nedeniyle tamamen katledilmesi de mümkün değil. Zilan, Takriri Sükun uygulamaları, Dersim katliamları, Saddamın Enfal ve Halepçe katliamı, İran’ın Mehabad Cumhuriyetini yıkması, Kürtlere karşı açık infaz ve idamları uygulamasına rağmen Kürtlerin kendilerini yeniden var etmeleri, isyanları bir soykırımın kolay olmayacağını göstermektedir. Zaten Kürtler oluşturdukları örgütler ve canlı ulusal değerleriyle kendilerini kolay kolay teslim etmeyeceklerdir. Bunu defalarca ispatladılar. Dolayısıyla Türk devleti farklı ve ek uygulamalara gitmeyi tercih etti. Kürtlere dair yok etme emellerini zamana yayarak eritmek, köksüzleştirmek, unutturmakla gerçekleştirmek istiyor.

Kürtçedeki terminoloji ile açıklarsak, Ermeniler için kokqelandın, yani soyunu yok etme, soykırım uygulanmıştır. Ve sonuç alınmıştır. Türkçe deyimle Ermenilerin kökü kazınmıştır. Bunda başarılı oldukları için hergün, her dakika, her yıl Ermenilerin, azınlıkların farklı din ve inanç gurupların gözüne gözüne sokmakta tehdit etmektedirler. Alevileri de böylesi bir tehlikeli durum beklemektedir. Soykırım bağlamında yakın tehdit bu kitle üzerindedir. Gazi’de, Sivas’ta, Maraş ve Çorum’da bunu yaptı ve her an katbekat yapabilir.

Kürtler için ise yine Kürtçedeki deyimle şunreşi uygulanmaktadır. Bu şu anlama gelmektedir, yeryüzünde ve görkyüzünde sana dair zerre bir iz kalmayacaktır. Senin varlığın dahi olmayacaktır. Hatta ve hatta kazılacak bir kökün, soykırıma uğratılacak bir fiziki varlığın da olmayacaktır. Sana ait olan herşey ikame edilecektir. Türk sayılacaktır. Sen Türksün, ama kart kurt olanından. Senin müziğin, senin tarihi eserlerin, senin coğrafyan, köylerin, evlerin, kentlerin Türkçeleşecek. Kürtçe olan tüm terimler, söylemler belleklerden silinecek. Yerine Türk ve Türklük inşa edilecek. Böylece senden hiçbir iz kalmayacaktır. Sen kendiliğinden herşeyi Türk sayacak, Türk görecek ve Türkü en alasıyla savunacaksın. Bundan dolayıdır ki Kürde dair hiçbir kabul yoktur. Resmi hiçbir metinde Kürdün kabulü söz konusu değildir. Adı, sanı yoktur. Tvler, seçmeli dersler dahi mahalli kavramı ile açılanmaktadır. Kürdistan şarktır, doğdur, güneydoğudur. Aşirettir, karttır kurttur, teröristtir, müslümandır, alevidir, yezidi soyundandır (ki küfür manasında kullanılmaktadır),  kürt kökenlidir, ama kürt değildir.  Bundan dolayı da hiç ama hiçbir statüsü, tanımı, varlığı söz konusu değildir. Olamaz.

Mesela Ermeniyi tanımakta ve tanımlamaktadır. Ama negatif yüklemlerle tanımlamaktadır.  Soyu kırılacak, yok edilecek, küçümsenecek, öldürülecek, hem de öldürülmesi halinde cennete gidilecek bir aşağılamayla tanımlamaktadır.

Öte taraftan öldürdükleri Kürtleri dahi kimlikleriyle tanımlamıyor. Terörist, bölücü, ayrılıkçı, eşkıya, şaki, yezidi, ateist, kafir olarak tanımlamaktadır. Yani kimliği yoktur. Hadi bir kademe yükseltse dahi ermeni veya ermeni dölü ile tanımlamaktadır ki o da öldürülmesi gerekendir. Öldürüldüğünde de övünülmesi, göğüs kabartarak dillendirilmesi gereken bir varlık olarak görmektedir.

Zaten şu an Kürde şu söyleniyor. Sessiz sedasız asimilasyonla, göçertme ile yok ol. Dilini, kültürünü, tarihini, coğrafyanı, varlığını yeryüzünde ve gökyüzünde unut. Tüm belleklerde, izleklerde, tarihte, zamanda silin. Ha eğer bunu yapmazsan, bunu red edersen. O zaman ben yaparım. Nasıl mı? Ermenilere yaptıklarım referansımdır. Fiziki soykırım, işkence, ve beyaz soykırım, yani asimilasyon vs hepsini uygularım, uyguluyorum.

Sonuç itibariyle kokqelandın veya şunreşi, iki uygulamanın da birbiriyle yarıştırılması mümkün değil. Gerçekleştirme biçimlerinde farklılık var sadece. Sonuç hedef aynı. Ermeni katliamını dönemin egemenleri kendi şartlarına göre yapabilme gücünü gördüler ve yaptılar. Konjonktür de belki müsaitti. Yine güç ilişkileri bunu mümkün kıldı. Coğrafi ve fiziki şartlarda belki müsaitti.

Zincirin son halkasındaki egemenler de Kürtlere aynısını uygulamak istedi ve hala da ister. Denedi de Zilan, Dersim, takriri Sükun vb hepsinden amaç buydu. Ama yukarıda da değinildiği gibi gücü yetmiyordu. Mesela fiziki olarak Kürt nüfusu yüksekti. Ermeniler daha çok kentlerde ve yerleşik alanda iken, Kürtler aynı coğrafyanın ulaşılması zor yüksek dağlarında yaşıyor, kolay kaçabiliyor, kendilerini koruyabiliyorlardı. Birde tarihsel faktörler belirleyiciydi. Kürtlerin Osmanlı içindeki özerklikleri, aşiretsel de olsa güçlü bağları, silahlı milis olma pozisyonları, dağlardaki mobilizasyonu gibi reel faktörler vardı. Yine Kürtler kentlerde kurumsal bir yapı, ekonomi ve bağımlılık içinde değillerdi. Bunun gibi başka birçok faktör sayılabilir.

Hakeza Ermeni katliamının Osmanlıya da Türk devletine de maliyeti oldukça yüksekti. Örneğin Ermenilerin yok edilmesiyle ekonomik çöküntü de yaşandı. http://deng24.com/anadolunun-kalkinamamasinin-nedenlerinden-biri-olarak-1915-doc-dr-ulas-basar-gezgin/Büyük bir topluluk hem üretimde hem tüketimde rol almaktaydı. Ustalıkları, mesleki özellikleri ülkenin hızlı gelişmesine katkı sağlayabilirdi. Görüldü ki Ermeni katliamıyla ekonomi de büyük bir durağanlığa girdi.

Ermenilere uygulanan bir dışsallaştırmaydı. Fiziki olarak, inanç olarak, etnik olarak, kültür olarak, ekonomik güç olarak, mesleki olarak, dil olarak, tarih olarak, kültür olarak uzaklaştırıldı, dışlandı, dışsallaştırıldı. Fiziki katliam, göç ve uzak diyarlara bunun uygulamalarıydı.

Hakeza siyasal alanda yaşanan sıkışma, hala devam eden tehditler, Ermenilerin lobi oluşturmaları, gittikleri ülkelerde anılarını canlı tutmaları, zaman zaman intikam eylemleri de düzenlemeleri de devletin başının belası oldu.

O yüzden şunreşi diye tanımladığımız yöntem değişikliğine gitti. Günümüzdeki örnekleriyle açıklarsak Ermeni katliamı DAIŞ zihniyetiyle yapıldı. Göstere göstere başını kese kese, eze eze yapıldı. Katliamı yapan cihat ve cennetle ödüllendirildi. Ganimet sistemi uygulandı. Mal varlıklarına el konuldu. Kadınları, kızları, çocukları istismar edildi. El konuldu. Bu bir gösteriydi.

Kürdün katliamı ise sessizce başına bir torba geçirilerek boğulması kaydıyla yapıldı, yapılıyor. Şex Seid, Seyid Rıza’da olduğu gibi gizliden, zamandan ve mekandan soyutlanarak darağacına asılarak gerçekleştirilmektedir.  Gizlenen bir cinayettir, soykırımdır, yok etmedir. Çünkü izi silinmek isteniyor. Varlığından bile bahsedilmek istenmiyor. Yasının tutulmasına müsaade edilmiyor. Mezarlarının yeri bile belli değil. Varolan mezarlar da yok ediliyor. Tarihte ilk kez mezar katili bir devlet formu ortaya çıkıyor. Çünkü kürdün ölümüyle cenneten bahsedilemiyor. O da Müslüman. Onun ölümünün kılıfı başka olmalı.

Kürt Katlıamı İçselleştirme, Yiyerek, Yutarak Yok etmedir

Ayrıca Ermeni katliamından ders çıkarılmış olmalı ki Kürtlere karşı daha farklı uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Dışsallaştırma yerine içselleştirmeyi seçiyor. Özellikle ikinci dünya savaşından sonra devreye sokulan sistematik bir çalışma var.

Fiziki olarak Kürtleri katletmek zor olduğu gibi ekonomik ve siyasi olarak da maliyetlidir. Zordur ve sistemin gücünü aşabilir. Yerel direnişler ve uluslararası güçlerin müdahalesine maruz kalabilir. Ayrıca Kürtlerin fiziki olarak yok edilmesi yerine fiziki güçlerinden yararlanılarak ekonomik kalkınma da sağlanabilirdi.

Bunun için Kürtlerin ürettiği malları Türkiye ekonomik sistemine bağlayıp, tüketimleri için kullanmayı, Kürtleri büyük kentlerde ucuz işgücü, hamal, köle olarak çalıştırmayı, savaşlarda askerleri olarak yararlanmayı ve bu bağlamda Kore ve Kıbrıs’ta ölüme göndermeleri, korucu yapıp kendi halkına karşı kan dökmeleri, mafya, hırsızlık, suç şebekesi olarak kendi kirli işlerini yaptırmaları, tarikatlarının, örgütlerinin, paramiliter güçlerinin tetikçileri yapmaları; rejim için, devlet egemenleri için, politikacılar ve çıkar gurupları için daha uygun yöntemlerdi.

Elbet bunların kendi kimliklerinden, kültürlerinden, tarihlerinden, belleklerinden soyutlanmaları lazımdı. Aksi takdirde bir uyanışları büyük bir silkinmeye ve direnişe yol açabilirdi. Bunun için zamana yayılan ve süreklilik arz eden katliamlar gerçekleştirildi. Maraş, Çorum katliamlara Alevi Kürtlere yönelik olarak atılan adımlar iken, Sünni Kürtlerin silahlarına el koyma, jandarma baskınları ve eşkıyaya karşı düzeni sağlama adıyla sürekli operasyonlar devam ettirildi. İnfazlar, öldürmeler, tutuklamalar, göçertmeler ardı sıra geldi. Müteakiben 12 Eylül darbesi, Teröre karşı mücadele adı altında açık ve faili belli olmayan katliamlar adıyla direkt halka yönelik şiddet uygulandı. 10 binlerce insan öldürüldü. Yüzbinlercesinin köyleri, evleri yıkıldı. En az 4-6 milyon insan yer değiştirmek zorunda kaldı.

Kürtler, Türkiye’nin batı bölgelerine sürüldüler. Buralarda ucuz, kayıtsız işgücü olarak çalıştırıldılar. Yine sürekli terörüze edilerek baskı altında tutuldular. Kültürel, dilsel, sosyal, siyasal tüm baskıları şiddetle bastırıldı. Şehirlerde oluşturdukları gettolarda kültürel varlıklarını devam ettirmelerine de müsaade edilmedi. Toplum konut yapımı iddiasıyla aileler, mahalleler parçalandı Kürt toplumu hücrelerine kadar parçalanarak eritmeye tabii tutuldu.

Hakeza asimilasyon çok derinleştirildi. Yasaların ötesinde fiili olarak Kürtçenin, Kürt dilinin, kültürünün, toplumsal dokusunun parçalanması için çok derin ve yoğun çalışmalar devreye sokuldu. Medyadan, okullara, ticarete, Alevilik veya Sünnilik dinsel uygulamalara, sol ve liberal ideolojiler, Kemalist propaganda, insan hak mücadeleleri, siyasi propaganda ve partiler yasası bağlamında yani yaşamın her noktasında Kürtlere saldırı oldu.

Ermenilere karşı uygulanan dışsallaştırarak yok etme sistemi, Kürtlere karşı içselleştirerek, yiyerek, yutarak, tüketerek yok etmeye dönüştü. Ermenilere karşı uygulanan açık, fiziki, görünen yok etmenin uluslararası hukukta, insanlığın vicdanında yaraattığı etkiyi ve bunun devlet üzerinde oluşturduğu basıncı bertaraf etmek için Kürtler üzerinde daha farklı yöntemlerle uygulayarak devam ettirmektedir.

Haliyle bunların hepsine karşı da durmak ancak ve ancak topyekün karşı koyma ile, detaylara, manüplasyonlara, yönlendirmelere kanmadan esas fotoğrafa bakarak direnmek gerekmektedir.

EHMED PELDA – ARYEN HABER